30 Ağustos 2014 Cumartesi

Kurtarılmaya Muhtaç Kelimeler

Uzun sürmüş ilişkinizin ardından eski sevgilinize yapmaya alıştığınız şakaları başkalarına yapmanız bile canınızı acıtabilir. Dinlerken keyif aldığınız bir parça çaldığında, beraber gittiğiniz bir restoranın önünden geçtiğinizde, yoldan geçen alakasız insanları ona benzetmeye çalıştığınız her anda acı çekmeye devam edersiniz.

Kelimeleri ondan söküp almak bile güçtür.

Gülüş denir, onun gülüşünün zihninizde yer etmiş fotoğrafı alnınıza dayanır. 

Ağlamak denir, onun bir hıçkırıkla başlayan ve omuzlarını titrete titrete, tamamen teslim olmuş mutsuzluğunu tekrardan yaşarsınız.

Ten denir, koku denir; onun vücut kıvrımları ve cezbedici kokusu düşer aklınıza.

Bu kelimeleri o’ndan kurtarmak zaman ister.

Zaman? Yaklaşık üç sene. Baba, sevgili, dost, evlat olduğun; mutlu olmak adına mutsuzluğunun peşinden koşturduğun zaman. Bitirmen gerektiği anda kıyamayıp bitiremediğin zaman. Rahat bir düzlüğe çıkabilmek için ihtiyacın olan zaman. Durdurmaya gücünün yetmediği, sana verilenin her saniye tükendiği zaman. Senden çok önceleri soluk alan, senden sonra da sonsuzluğuna uzanacak zaman. Ah! Zaman’ı kurtarmışız. Sıradaki kurtarılmaya muhtaç kelime gelsin...

29 Ağustos 2014 Cuma

Gösteriş üzerine

  Eminim herkesin aklına gösteriş dendiğinde ilk gelen; malla mülkle yahut gezip görülen yerlerle ilgili olan maddi şeylerdir.Açıkçası benim de öyle.Ancak insanın sahip olduklarını maddi ve manevi olarak ikiye ayırmalıyız.İnsanlar sahip oldukları her şeyin gösterişini yapma eğilimindedir ve insanlar kendilerini diğer insanlara , kaba tabiriyle , pazarlarken manevi gösterişte de bulunurlar ki; bu da modern çağda daha çok ''para'' etmektedir.

  İnsanların büyük bir çoğunluğu halen daha zenginlere dalkavukluk peşinde.Ancak ekonomik durumu en azından 'idare eder ' düzeyde olan insanlar da zaman zaman maneviyat arayışı içine girerler.Bu da ekonomik olarak idare eder bir insanın bir diğerine manevi gösteriş yapmasına sebep olur ki günümüzde maddi gösteriş yapmak isteyen insan sayısı kısmen azalmakta ve manevi gösteriş yapan insan sayısı da hayli artmaktadır. Hatta maddi gösteriş yapmaktan çekinen insanlar manevi gösterişi hiç utanmadan yaparlar ve takdir görürler.

  Atış serbest. Altın bileziklerini koluna takar altının kadar gösteriş yaparsın ancak; düşünce dünyan görünmezdir.Zaman zaman olmadığın insan olduğuna kendini bile inandırırsın.Sahip olmadığın düşünce dünyasına sahip olduğunu karşındakine rahat bir şekilde inandırabilirsin.

  Tabii ki güzel özelliklerinden bahsedersin; anlayışlı olmak, yardımsever ve düşünceli olmak; bencilliği arka plana itmek, hile yapmaya ihtiyacı olmayan bir insan olmak gibi bir sürü özelliğini sıralarsın. Nasıl olsa kapalı kutu.Karşındaki maneviyatçının gözünde ,maddiyatçının karşısındaki zengin gibi , parlarsın.Taa ki o özelliklerin sende barınmadığını karşındaki anlayana kadar.


 Sonrası mı..senden başka insan mı yok. Ne kaybederim ki.Bu gösterişi cebimden mi yaptım..

Çağrı

Herhangi bir eylemi, bir çağrı olmanın dışına ne itebilir? İnsan, benliğinde misafirler ağırlamak ister. İfade ettiği her şey ile “BANA GEL” diye yakarır. Yalnızlığına tahammül edemez. Bir tıngırtı sesi dahi çıkmayan araflarda, abartılı hayat doluluğuyla tepinen gürültücü bir çingene gibidir. Onu dinleyenler olmasaydı peygamberliğini nasıl icra edebilirdi? Sanat, insanlığın en büyük deliliği olmalı. Süslü özifadeler kümesi. Kokuşmuş kürsü... Bazen bir sesle, bazen bir renkle, bazen bu harflerle yol gösteririz diğerlerine:

“Bakın, ben hayatı böyle yaşarım. Sizlere de kendi yolumu takdim ediyorum.”

Kulak verildikçe büyüyormuşuz gibi...