Uzun sürmüş ilişkinizin ardından eski sevgilinize yapmaya alıştığınız şakaları başkalarına yapmanız bile canınızı acıtabilir. Dinlerken keyif aldığınız bir parça çaldığında, beraber gittiğiniz bir restoranın önünden geçtiğinizde, yoldan geçen alakasız insanları ona benzetmeye çalıştığınız her anda acı çekmeye devam edersiniz.
Kelimeleri ondan söküp almak bile güçtür.
Gülüş denir, onun gülüşünün zihninizde yer etmiş fotoğrafı alnınıza dayanır.
Ağlamak denir, onun bir hıçkırıkla
başlayan ve omuzlarını titrete titrete, tamamen teslim olmuş mutsuzluğunu tekrardan yaşarsınız.
Ten denir, koku denir; onun vücut kıvrımları ve cezbedici kokusu düşer aklınıza.
Bu kelimeleri o’ndan kurtarmak zaman ister.
Zaman? Yaklaşık üç sene. Baba,
sevgili, dost, evlat olduğun; mutlu olmak adına mutsuzluğunun peşinden
koşturduğun zaman. Bitirmen gerektiği anda kıyamayıp bitiremediğin zaman.
Rahat bir düzlüğe çıkabilmek için ihtiyacın olan zaman. Durdurmaya gücünün
yetmediği, sana verilenin her saniye tükendiği zaman. Senden çok önceleri soluk
alan, senden sonra da sonsuzluğuna uzanacak zaman. Ah! Zaman’ı kurtarmışız.
Sıradaki kurtarılmaya muhtaç kelime gelsin...