9 Eylül 2014 Salı

Yalıçapkını Bölüm II,V :)

Cihan üniversiteden mezun olduktan sonra Londra’ya master yapmaya gidecekti. Pasaport işlemlerini halletmek üzere Fatih’teki emniyet merkezine gitti. Kapıdan girerken duvara asılmış kağıtta yapılması gerekenleri okudu ve istenilenleri sırasıyla yerine getirdi. Para yatırdı, form doldurdu, bazı kağıtları kaşelettirdi... Yukarı çıkıp sıra numarası aldı. Önünde bulunan iki yüz civarı insanı görünce hayrete düştü. Kişi başına ayrılan süreyi görünce burnundan soludu. Zaman bir türlü geçmeyecekti. Üç polis memuru ayrı masalarda halkla sırayla ilgileniyorlardı. Oturacak yer de yoktu.
Kardeş oldukları belli olan iki küçük çocuk birbirlerini kışkırtıyorlardı ve büyük olan oturduğu yerden kalkıp kardeşini kovalamaya başladı. Cihan da oturmak üzere oraya yöneldi. Arkasından koşan adımlarla bir kadın onu geçti ve oturmak istediği yere oturdu. Cihan, horgörüyle karışık tebessüm etti ve bıkkınlıkla arkasını dönüp ayakta durmaya devam etti.

*gong*

-Aaa dur kız, sıra bana gelmiş.

Az önce Cihan’ın oturacağı yere oturan kadın şapşal ve pişkin bir ifadeyle gülümseyerek ayaktaki akrabasına konuşuyordu. Şişman gövdesini kaldırmakta zorlanarak ayaklandı. Çantasından birkaç belge çıkararak boşalan masaya geçti. “Başvuru formunuzu alabilir miyim?” diyen polis memuru saatlerdir yüksek tempoyla çalışmanın kendisine verdiği bezgin ifadeyle kadına boş gözlerle baktı. Panikle karışık yarım bir gülümsemeyle akrabasına bakan kadın tekrar polise döndü ve sempati bekleyen bir ses tonu ve yüz ifadesi ile;

-Başvuru formu mu dolduracaktık? Ben aşağıdaki memura sordum, burayı gösterdi. Ben de sıra numarası aldım. İnan olsun, iki saattir burada bekliyoruz. Perişan olduk yavrum. Ne gerekiyorsa beş dakikada halledelim bizi aradan sıraya al, olur mu güzel evladım? dedi.

-Valla teyzeciğim, etrafınıza bir bakın. Bunca insan burada böyle bir hata yapmıyorken sizin yapmanız normal mi sizce? Okuma yazmanız yok mu? İnsan resmi bir binaya gelirken duvarda allayıp pulladığımız yazıya bir göz atmaz mı? “PASAPORT BAŞVURUSU YAPACAKLARIN DİKKATİNE!!!” yazmışız o kadar, değil mi? Ben sizi şimdi tekrardan sıraya alırsam bunca insanın hakkını yemiş olmaz mıyım?

-Haklısın, haklısın da, bizim de cehaletimize ver evladım. Bilemedik.

-Valla kusura bakma teyze, biz kağıdı asmışız. İşini halletmeden gelmen senin suçun. Benim yapabileceğim bir şey yok. Tekrardan sıra numarası alır gelirsin.

-Ama burada da kimse bizi uyarmadı ki.

-Biz sizi uyarmak zorunda değiliz hanfendi.

Cihan’ın midesinden başlayıp tüm vücuduna doğru bir öfke dalgası yayıldı. Yüksek bir tonda “Ne demek zorunda değilsiniz? Sizin göreviniz halka hizmet değil mi?” demek zorunda hissetti kendini birden.

Tüm gözler ona dönmüştü. Polis memurlarının hepsi de öfkeli gözlerle ona bakıyordu. Cevap gecikmemişti.

-Tabi ki de değiliz! Biz burada kaç saat durmadan çalışıyoruz, bunun karşılığında ne kadar dinlenebiliyoruz haberin var mı? Bir de işimiz gücümüz yokmuş gibi beş dakikada bir anons geçelim istersen?

-Gerekirse onu da yapacaksın. Sen burada halka hizmet etmek için varsın.

Oturduğu yerden kalkan genç ve hoş bir kız, Cihan’ın koluna girdi ve “Benimle gelir misin?” diyerek onu salondan çıkardı. Kararlı bakışları ile Cihan’ı etkilemişti ve o da  buna itiraz etmedi. Sakin bir yere çektikten sonra kız konuşmaya başladı:

-Az önce koruduğun kadının senin oturmak için gittiğin yere nasıl aç bir şekilde koşup oturduğunu gördüm... Açgözlülük, en hoşlanmadığım şeylerden biridir. Cezasını bulacaktı ne güzel. Neden bırakmadın ki?

-Ben de hoşgörüsüzlüğe ve merhametsizliğe gelemiyorum!

-Ah... Aptal bir erkek daha...


Kız bunu gülümseyerek söylemişti. Cihan’dan etkilendiği, ona karşı olan bakışlarından ve yüzünün kızarışından belli oluyordu. Elini uzattı ve ”Ben Ceyda.” dedi.

Kirli Stüdyo Bölüm I

Kendi evime çıkabilmek sandığımdan da maliyetliymiş. Bunun için epey çalışmam gerekti. Tanıdığım birçok insan sosyal medyada tatil fotoğraflarını yarıştırıyorken ben o çekim benim, bu çekim senin koşturmuştum. Ben bir fotoğrafçıyım. Uzun yıllardır profesyonel bir abimizin yanında kendimi teknik anlamda iyi yetiştirdiğimi düşünüyorum. Bir de tanrı vergisi bir görü yeteneğim var. Bir kadının en seksi, en asil veya en estetik gözükeceği fotoğrafın hangi açıyla, hangi kompozisyonla veya ne tarz bir makyajla gerçekleneceğini gözümü kapattığım an kafamda kurabilirim. Kadınların fiziksel potansiyellerini açığa çıkarmaktaki bu sıradışı yeteneğim kulaktan kulağa yayılıyor artık. Şehirdışından gelen müşterilerim var. Yakında kendime bir sekreter tutmaya bile ihtiyacım olabilir. Ev diyordum...


Maddi gerekliliklere sahip olduktan sonra ev beğenmek de benim için zor oldu. Nihayet Kadıköy’ün Moda mahallesinde, denize yakın, Osmanlı döneminden kalma eski bir evin ikinci katı içime sindi. Fazla hırpalanmamıştı. Biraz bakıma ihtiyaç duyuyordu fakat toparlanamayacak gibi değildi. Düşündüğüm gibi de oldu. Evi tuttum. Birkaç dostumun yardımıyla evi önce temizledik. Sonra duvarları duvar kağıdı ile istediğim hale getirdim. Birkaç düzenleme ve dokuya uygun mobilyalar ile evim artık yaşanılabilir hale gelmişti. Hemen yakın arkadaş çevreme yeni evimin şerefine bir parti organize ettim.

Dün gece bu küçük evde yirmi kişiyi aşmıştık. İnsanlar insanları çağırmış olsalar gerek ki, şu an salonumda tanımadığım iki kız yarı çıplak uyuyor. Küvetimde bizim Ömer sızmış. Deniz manzaralı balkonumda üç erkek arkadaşım ve tanımadığım iki kız sohbet ediyor. Her yere kırmızı şarap ve viski karışımı nahoş bir koku hakim. Mutfak hariç. Mutfağım kusmuk kokuyor. Aynalı komidinin üstünde duran viski şişesini kapıyor ve mutfağa gidiyorum. Buzdolabının rafına koyduğum karamelli şekerimi almak üzere buzdolabını açıyorum. Yüzüm düşüyor. Hangi puşt karamelli şekerimden yedi acaba..

7 Eylül 2014 Pazar

üçüncü bölüm deneme

Spor eğitmenliği yapan ceyda lise yıllarından beri ayrılamadığı üç arkadaşıyla yaşıyordu.Dalgalı sarı saçlı olan arkadaşı Selin ile biraz daha samimiydiler.Kendisi gibi mimar olan babası çok tanınmış bir mimarlık şirketinin sahibiydi.Haliyle çok varlıklıydılar ancak Selin pahalı, lüks bir villada oturmaktansa arkadaşlarıyla orta halli bir yaşamdan yeterince memnundu.

İş yerinde esnek davranabilen Selin , her salı, perşembe, cuma günleri Ceyda'nın fitness salonuna 12.00-14.00 arasında uğrar bir buçuk saat kadar sporunu yapar yarım saat de Ceyda ile oturup meyva çayını içer.Saatlerini pek aksatmaz, esnek yaşamını bile planlı yaşar.

Her zamanki gibi spor salonuna geldiğinde yıllardır tanıdığı Ceyda'nın ,dışa yansıtmamaya çalıştığı, sinirli halini görür ve..

2 Eylül 2014 Salı

Yalıçapkını Bölüm II

Evden kendilerini dışarı atan Burak ve Cihan, Caddebostan'da sık gittikleri bir cafeye geçtiler. Cihan temmuz sıcağında söylediği fincan çayıyla Burak'ı yine hayrete düşürmüştü.

-Terleyeceksin lan.. Herneyse. Şimdi Cihan.. Biz artık 18 yaşında toy delikanlılar değiliz. Olayları bizi mutlu edecek şekilde yönetmeyi öğrenmiş olmamız lazım. İlişkinde sorunlar mı var? Çözelim. Tamir olabilecekse tamir et. Ben de destek olurum bu süreçte. Bakma taze zampara olabilirim ama sevgi ne demektir bilirim. Ha baktın tamir edilebilir olmaktan çok ötede, o zaman burada iş sana düşüyor. Yetişkin bir insanın yürümeyen ve hatta kendisine zarar veren bir ilişkiyi bitirebilme olgunluğunda olması gerekir. Dışarıda sana gerçekten her anlamda çok iyi gelecek bir sürü hatun var. Seni benden iyi kimse anlayamaz. Çok benzer bir ilişkiden çıktım ben de biliyorsun.

Cafeye yeni giren iki kızdan esmer olanı iyice bir süzdükten sonra konuşmasına gülümseyerek devam etti:
-Önceki ilişkilerini bir düşün. Her ilişkinde yıpranıyorsun be abi. Hani her ilişiki yıpratır ama seninkiler bir yerden sonra hep kişisel işkenceye dönüyor. Akıllı zeki adamsın. Senin güzel bir enerjin var. Bu enerjini solduruyorsun. Bu şekilde, iş hayatın dahil, her türlü ilişkinde gerileme yaşarsın. Potansiyellerimizi açığa çıkarmamızda bize destek olacak insanlarla ilişkiler kurmalıyız artık.

-Ya verdiğim onca emek var. Alışkanlık var. Koparıp atsam daha da acı çekeceğim, biliyorum. Söylediklerinde haklısın, katılıyorum ama Ceyda ile güzel zamanlarımız da oluyor.

-Eminim oluyordur ama bir gelecek görebiliyor musun?

-Ben şu anda mutluyum abi..

-Mutlu musun? diye hayretle soran Burak, yan masaya geçen kızlara dönüp "Kızlar yanınızda ayna var mıydı?" diye istifini bozmadan sordu. Kızlar bir anda kendilerine yöneltilen sorunun şaşkınlığını üzerlerinden attılar ve esmer olan "yok" diyerek karşılık verdi. Kumral arkadaşı hiç ilgilenmemişti. Burak eliyle karşısında oturan Cihan'ı göstererek "Peki bu arkadaş sizce mutlu gözüküyor mu?" diye gülerek sordu. Cihan kızlara dönmeden Burak'a şaşkın bir ifadeyle baktı. Esmer kız gülümseyerek cevap verdi:

-Dışarıdan bakıldığında pek keyifli gözüktüğü söylenemez.

Burak, kumral kıza döndü ve "Sence?" diye sordu. Kız umursamaz bir şekilde pff'ladı ve başını diğer tarafa çevirdi. Burak sırıtarak Cihan'a döndü:

"Bak gördün mü? Hepimiz mutsuz gözüktüğün konusunda hemfikiriz." dedi gülerek.

-Ben genelden bahsediyorum herhalde. Yahu Burak niye ciddiye almıyorsun? Canım sıkkın. Bu kızı seviyorum ve onunla mutlu olmanın bir yolunu arıyorum.

-Daha ne yapacaksın oğlum? Bir erkek daha fazla ne verebilir? Sadece sen vermemelisin. Onun da sana karşı sorumlulukları var. Seni beslemeyen bir eş ile bir ilişki mümkün olabilir mi?

-Sen beni anlamıyorsun.

-Tamam kapatalım o zaman bu konuyu diyeceğim de sorunlar böyle çözülmeyecek. Sürekli onu düşünüyorsun. Tatile bile gidemiyoruz. Gündeminde başka konu yok. Ama unutma ben her kararında yine de arkandayım. Ancak; üzüldüğün zamanlarda seni uyarmak da benim görevim. Beni yanlış anlama, ilişkini bozmak gibi bir niyetim yok. Nasıl düzelecekse öyle düzelsin ama ilişkiler tek taraflı değildir. Sen her şeyi tek başına üstlenmeye çalışıyorsun ve karşındaki de bunu anlamıyor. Kıymet bilmiyor. Neyse çok uzattım. Kısacası biz hayatımıza devam etmeliyiz. Çok fazla kafamıza takmamamız gerekiyor. Bir şeyler yoluna girecekse girer. Biraz da o bir şeyler yapsın.

-Haklısın galiba. Peki şimdi ne yapmalıyım.

-Avrupa gezisine çıkmalısın.

-Tamam gidelim şu geziye.


-İşte sahalarda görmek istediğimiz Cihan!


Yalıçapkını Bölüm I

-Alo, Cihan?

-Efendim Burak?

-Hazırladın mı bavulları? Akıyoruz oğlum bu cuma! Avrupa kazan biz kepçeee!

-Ya Burak.. Ben de seni arayacaktım aslında. Biliyorum baya ayıp olacak ama ben gelemiyorum..

-Ne demek gelemiyorum ya? E abi o kadar bilet aldık?

-Biliyorum biliyorum.. Veririm parasını.

-Lan konu para mı.. Niye gelemiyorsun?

-Ceyda sıkıntı çıkardı. Keyfimi kaçırdı ya.

-Ne sıkıntı çıkaracak abi? Ben konuşurum Ceyda ile. Herkes çatır çatır tatiline çıkıyor, dünyayı dolaşıyor. Bu ne böyle? Sevgili olmanın da bir sınırı var. Bu yüzden gelmezsen hakkaten bozuşuruz bak. Sanki seks partilerine atılacağız hemen. Tamam ben belki atılırım da, sen istemezsen bana katılmazsın eheh. Hadi diyorum.. Madrid, Barcelona, Roma, Berlin diyorum.. Brugge diyorum. AMSTERDAM DİYORUM LAN?!

-Bilmiyorum ya.. Hevesim kırıldı cidden. İstemiyorum hiç Avrupa falan.

-Hay beynini s... Evde misin?

-Evet.

*klik*


Ayrılığın gazıyla kendini dış dünyanın enerjisine teslim eden Burak, kendini meşgul edecek her şeye balıklama dalıyordu bu sıralar. Gardrobunu baştan aşağı yenilemişti. Daha dikkat çekici giyiniyordu. Duştan yeni çıkmıştı ve saçlarını yaptı. Lacivert tshirtünü üstüne geçirdi. Dişlerini aceleyle fırçaladı. Yine tek ayak üstünde sekerek kot pantolonunu giydi. Yeni aldığı güneş gözlüğünü taktı. Cüzdanını, telefonunu ve anahtarını alıp kendini sokağa attı.
Dışarıda leş gibi bir sıcak vardı. Temmuzun sonlarına gelinmişti artık. İstanbul, yaz tatiline giden insanlar nedeniyle daha sakindi bu aralar. Şehrin tadı bu zamanlarda daha iyi çıkarılıyordu. Burak, sıcaktan bunalarak yolda can verme tehlikesi atlatsa da bir şekilde metroya ulaşmayı başardı. Trene girince de klimanın vermiş olduğu serinlik ona çok iyi geldi. Sağ çarprazda oturan iki kızdan birinin gözü ona takılmıştı. Geniş yakalı tshirtünden göğsüne yaptırdığı yeni dövmesi görülebiliyordu. Bu aralar üzerinde gerçekten bir çekicilik olacaktı ki kısmeti hepten açılmıştı. Hiç pas vermedi ve başını arkaya yaslayıp gözlerini dinlendirmeye koyuldu. Sabaha kadar yeni tanıştığı birkaç kızla mesajlaşmıştı. Bu aralar uyku ve hayat düzeni iyice bozulmuştu. Kısa süre içerisinde metronun monoton gürültüsüyle uyuyakaldı.


Cihan duş almayalı bir günü aşmıştı. Göğsü, koltukaltı, apış arası, her yeri terlemişti. Gözleri çapaklı, gözlerinin altı şişikti. Sehpanın üzerinde duran üç efes şişesi odaya nahoş bir koku bırakıyordu. Odanın zemininde kullanılmış boxer ve çoraplar vardı. Terli bacaklarıyla bilgisayarın karşısına oturdu. Kapı çaldı. Kalkarken bilgisayar koltuğundan yapışkan bir cırp sesi geldi. Yatağın üstünden bir tshirt aldı ve kapıyı açtı. Gelen Burak'tı.

-Ne demek gelmiyorum lan?

Burak, içeriye girdi. Cihan’ın üzerinde ağır bir tükenmişlik enerjisi vardı. Burak, Cihan’ın odasına doğru yürüdü.

-Peff, bu odada insan yaşayabiliyor mu? Aç ulan şu camları. Havalandır bi odanı.

Camları ve perdeleri açtı, odadan çıkıp mutfağa gitti. Dolaptan soğuk suyu çıkardı ve raftan temiz ve iri bir bardak seçti kendine. Suyu doldururken şakaklarından boncuk boncuk ter akıyordu. Bir solukta suyu kafasına dikti ve soluk soluğa konuşmaya başladı.

-Dışarısı cehennem oğlum. Sakın çıkma.. Ben de ge... Oğlum bu suratının hali ne lan?

-Altıda uyudum. Kafam bozuk baya. Ceyda ile tüm gece tartıştık...

-Abi diyorum sana. İlişki yaşayacaksan bunları göze alacaksın. Türkiye’de ilişki yaşanmaaaz. Boşuna mı Avrupa’ya gidelim diyorum sana? Sadece gezmek için gitmiyoruz. İş falan da bakalım, gidelim, yerleşelim.

-Bıktım be abi. Kaldırmakta zorlanıyorum ben bu ilişkiyi artık. Beni yıpratıyor, neden hala bunu çektiğimi bilmiyorum...

-Yürü banyoya sen bi duş al. Aç soğuk suyu, iyi gelecek bak. Bekliyorum hadi.

-Doğru diyorsun. Geliyorum on dakikaya.


Cihan’a soğuk su gerçekten de iyi gelmişti. Dolabından hala temiz kalmış bir gömlek ve şort seçti. Oturma odasına geçtiler.

-Cihan ben dün bir kızla tanıştım.

-Son bir aydır haftada dört beş kızla tanışıyorsun zaten, ee?

-Ya bu daha farklı hissettirdi. Görsen o kadar narin, o kadar temiz ruhlu ki. Aynı zamanda mantıklı bir yapısı var. Değer vermeye değecek biri gibi hissettirdi.

-Mantıklı? Kız? Ahahahah. O kıza sadece iki ay ver ve nasıl bir manyak olduğunu sana göstersin. Al, benden hiç mi ders çıkarmıyorsun? Başta hepsi mantıklı gelir.

-Yok yok. Bu kızda bir şeyler var. Abi ileride saçmalasa bile şu an çok güzel hissettiriyor. Zaten fazla bir beklentim yok kimseden. Onu bunu boşver de, dün ne oldu anlat bakayım?

-Salla ya boşver. Klasik yoktan problem varetmece. Valla sıkıldım.

-E ne güzel işte ben de sana Prag’a gidelim diyorum. Değişiklik olur.

-Ya Burak o işin bir sürü teferruatı var. Konsolos monsolos gezemem şimdi.

-Ohooo sen ölmüşsün be abi. Yüzyılın dönekliğini yapıyorsun şu an. Ne yapalım şimdi konsolos gezmeyelim diye yurtiçinde bir yere mi gidelim tatil için?

-Aslına bakarsan hiçbir yere gitmek istemiyorum.

-Neden?

-Ya biz Avrupa’ya gideceğiz. Aramızdaki problemleri düzeltmeden gittiğim için Ceyda ile birbirimizden daha da soğuyacağız. Temizlemem gereken çöplük artacak anlayacağın.

-Cihan ben bana verdiğin sözler ne olacak diye kapris yapmadığım için mi kaç zamandır yaptığımız planı iki dakikada hiç edebiliyorsun? İlla ben de mi Ceyda gibi yapayım?

-Kişisel algılama lütfen. Ceydayla aram kötüyken hiçbir şey yapasım yok. Her şey onunla mutluyken güzel benim için. Kusura bakma.

-Oğlum sen ne diyorsun ya? Seni iyice kaybetmişiz biz. İyi madem, senin kendin için yaptığın bir planda onun içine sinmeyen bir şey olduğunda hemen aranızı bozsun, sen hayatını yaşayama, o da multu olsun. Plan iptal olduğunda da aranız düzelir zaten. Böyle bir hayat olabilir mi? Sen Ceyda için yaşamayacaksın kardeşim. Kendin için yaşayacaksın. Ceyda’yı bu kadar bencil bilmezdim.

-Saçmalama Ceyda öyle bir kız değil.

Burak alaycı bir tavırla gülerek:
-Eminim barıştıktan sonra keşke tatile gitseydiniz diyecek.

-Dalga geçme be oğlum.

-Dalga geçmiyorum, olacak olanı söylüyorum. Sonrasında sana hem iyi görünmek, hem de kendisi bir plan yaptığında ona engel olmaman için kendini aslında sana karışmayan biri olarak gösterecek.

-Burak.. Kız arkadaşımla ilgili bu kadar eleştirel konuşmasan..

-Benim yerimde olmak istemezdin Cihan. Mutlu değilsin. Seni korumaya çalışıyorum. Yaptığının farkında olmadan sana büyük kötülük ediyor. Beraber Avrupa turuna gideceğiz lan. Nasıl bu kadar bencil olabiliyor? Ortada gerçekten bir sorun olsa bile, gerçekten sana kızmak için haklı sebepleri olsa bile, bunu tatilinden sonraya bırakmalı. İyi niyetli olan bunu yapar. İyi geçireceğin tatilini burnundan getirmez. Neyse gel dışarı çıkalım. Benzin var mı arabada?

-Yok arkadan itersin.

-Oğlum kondisyonum çok iyi bu ara, kamyon olsa iterim.


30 Ağustos 2014 Cumartesi

Kurtarılmaya Muhtaç Kelimeler

Uzun sürmüş ilişkinizin ardından eski sevgilinize yapmaya alıştığınız şakaları başkalarına yapmanız bile canınızı acıtabilir. Dinlerken keyif aldığınız bir parça çaldığında, beraber gittiğiniz bir restoranın önünden geçtiğinizde, yoldan geçen alakasız insanları ona benzetmeye çalıştığınız her anda acı çekmeye devam edersiniz.

Kelimeleri ondan söküp almak bile güçtür.

Gülüş denir, onun gülüşünün zihninizde yer etmiş fotoğrafı alnınıza dayanır. 

Ağlamak denir, onun bir hıçkırıkla başlayan ve omuzlarını titrete titrete, tamamen teslim olmuş mutsuzluğunu tekrardan yaşarsınız.

Ten denir, koku denir; onun vücut kıvrımları ve cezbedici kokusu düşer aklınıza.

Bu kelimeleri o’ndan kurtarmak zaman ister.

Zaman? Yaklaşık üç sene. Baba, sevgili, dost, evlat olduğun; mutlu olmak adına mutsuzluğunun peşinden koşturduğun zaman. Bitirmen gerektiği anda kıyamayıp bitiremediğin zaman. Rahat bir düzlüğe çıkabilmek için ihtiyacın olan zaman. Durdurmaya gücünün yetmediği, sana verilenin her saniye tükendiği zaman. Senden çok önceleri soluk alan, senden sonra da sonsuzluğuna uzanacak zaman. Ah! Zaman’ı kurtarmışız. Sıradaki kurtarılmaya muhtaç kelime gelsin...

29 Ağustos 2014 Cuma

Gösteriş üzerine

  Eminim herkesin aklına gösteriş dendiğinde ilk gelen; malla mülkle yahut gezip görülen yerlerle ilgili olan maddi şeylerdir.Açıkçası benim de öyle.Ancak insanın sahip olduklarını maddi ve manevi olarak ikiye ayırmalıyız.İnsanlar sahip oldukları her şeyin gösterişini yapma eğilimindedir ve insanlar kendilerini diğer insanlara , kaba tabiriyle , pazarlarken manevi gösterişte de bulunurlar ki; bu da modern çağda daha çok ''para'' etmektedir.

  İnsanların büyük bir çoğunluğu halen daha zenginlere dalkavukluk peşinde.Ancak ekonomik durumu en azından 'idare eder ' düzeyde olan insanlar da zaman zaman maneviyat arayışı içine girerler.Bu da ekonomik olarak idare eder bir insanın bir diğerine manevi gösteriş yapmasına sebep olur ki günümüzde maddi gösteriş yapmak isteyen insan sayısı kısmen azalmakta ve manevi gösteriş yapan insan sayısı da hayli artmaktadır. Hatta maddi gösteriş yapmaktan çekinen insanlar manevi gösterişi hiç utanmadan yaparlar ve takdir görürler.

  Atış serbest. Altın bileziklerini koluna takar altının kadar gösteriş yaparsın ancak; düşünce dünyan görünmezdir.Zaman zaman olmadığın insan olduğuna kendini bile inandırırsın.Sahip olmadığın düşünce dünyasına sahip olduğunu karşındakine rahat bir şekilde inandırabilirsin.

  Tabii ki güzel özelliklerinden bahsedersin; anlayışlı olmak, yardımsever ve düşünceli olmak; bencilliği arka plana itmek, hile yapmaya ihtiyacı olmayan bir insan olmak gibi bir sürü özelliğini sıralarsın. Nasıl olsa kapalı kutu.Karşındaki maneviyatçının gözünde ,maddiyatçının karşısındaki zengin gibi , parlarsın.Taa ki o özelliklerin sende barınmadığını karşındaki anlayana kadar.


 Sonrası mı..senden başka insan mı yok. Ne kaybederim ki.Bu gösterişi cebimden mi yaptım..