Cihan üniversiteden mezun olduktan sonra Londra’ya master yapmaya
gidecekti. Pasaport işlemlerini halletmek üzere Fatih’teki emniyet merkezine
gitti. Kapıdan girerken duvara asılmış kağıtta yapılması gerekenleri okudu ve
istenilenleri sırasıyla yerine getirdi. Para yatırdı, form doldurdu, bazı
kağıtları kaşelettirdi... Yukarı çıkıp sıra numarası aldı. Önünde bulunan iki
yüz civarı insanı görünce hayrete düştü. Kişi başına ayrılan süreyi görünce
burnundan soludu. Zaman bir türlü geçmeyecekti. Üç polis memuru ayrı masalarda
halkla sırayla ilgileniyorlardı. Oturacak yer de yoktu.
Kardeş oldukları belli olan iki küçük çocuk birbirlerini kışkırtıyorlardı
ve büyük olan oturduğu yerden kalkıp kardeşini kovalamaya başladı. Cihan da
oturmak üzere oraya yöneldi. Arkasından koşan adımlarla bir kadın onu geçti ve
oturmak istediği yere oturdu. Cihan, horgörüyle karışık tebessüm etti ve
bıkkınlıkla arkasını dönüp ayakta durmaya devam etti.
*gong*
-Aaa dur kız, sıra bana gelmiş.
Az önce Cihan’ın oturacağı yere oturan kadın şapşal ve pişkin bir ifadeyle
gülümseyerek ayaktaki akrabasına konuşuyordu. Şişman gövdesini kaldırmakta
zorlanarak ayaklandı. Çantasından birkaç belge çıkararak boşalan masaya geçti.
“Başvuru formunuzu alabilir miyim?” diyen polis memuru saatlerdir yüksek
tempoyla çalışmanın kendisine verdiği bezgin ifadeyle kadına boş gözlerle
baktı. Panikle karışık yarım bir gülümsemeyle akrabasına bakan kadın tekrar
polise döndü ve sempati bekleyen bir ses tonu ve yüz ifadesi ile;
-Başvuru formu mu dolduracaktık? Ben aşağıdaki memura sordum, burayı
gösterdi. Ben de sıra numarası aldım. İnan olsun, iki saattir burada
bekliyoruz. Perişan olduk yavrum. Ne gerekiyorsa beş dakikada halledelim bizi
aradan sıraya al, olur mu güzel evladım? dedi.
-Valla teyzeciğim, etrafınıza bir bakın. Bunca insan burada böyle bir hata
yapmıyorken sizin yapmanız normal mi sizce? Okuma yazmanız yok mu? İnsan resmi
bir binaya gelirken duvarda allayıp pulladığımız yazıya bir göz atmaz mı?
“PASAPORT BAŞVURUSU YAPACAKLARIN DİKKATİNE!!!” yazmışız o kadar, değil mi? Ben
sizi şimdi tekrardan sıraya alırsam bunca insanın hakkını yemiş olmaz mıyım?
-Haklısın, haklısın da, bizim de cehaletimize ver evladım. Bilemedik.
-Valla kusura bakma teyze, biz kağıdı asmışız. İşini halletmeden gelmen
senin suçun. Benim yapabileceğim bir şey yok. Tekrardan sıra numarası alır
gelirsin.
-Ama burada da kimse bizi uyarmadı ki.
-Biz sizi uyarmak zorunda değiliz hanfendi.
Cihan’ın midesinden başlayıp tüm vücuduna doğru bir öfke dalgası yayıldı.
Yüksek bir tonda “Ne demek zorunda değilsiniz? Sizin göreviniz halka hizmet
değil mi?” demek zorunda hissetti kendini birden.
Tüm gözler ona dönmüştü. Polis memurlarının hepsi de öfkeli
gözlerle ona bakıyordu. Cevap gecikmemişti.
-Tabi ki de değiliz! Biz burada kaç saat durmadan çalışıyoruz, bunun
karşılığında ne kadar dinlenebiliyoruz haberin var mı? Bir de işimiz gücümüz
yokmuş gibi beş dakikada bir anons geçelim istersen?
-Gerekirse onu da yapacaksın. Sen burada halka hizmet etmek için varsın.
Oturduğu yerden kalkan genç ve hoş bir kız, Cihan’ın koluna girdi ve “Benimle
gelir misin?” diyerek onu salondan çıkardı. Kararlı bakışları ile Cihan’ı
etkilemişti ve o da buna itiraz etmedi.
Sakin bir yere çektikten sonra kız konuşmaya başladı:
-Az önce koruduğun kadının senin oturmak için gittiğin yere nasıl aç bir
şekilde koşup oturduğunu gördüm... Açgözlülük, en hoşlanmadığım şeylerden biridir.
Cezasını bulacaktı ne güzel. Neden bırakmadın ki?
-Ben de hoşgörüsüzlüğe ve merhametsizliğe gelemiyorum!
-Ah... Aptal bir erkek daha...
Kız bunu gülümseyerek söylemişti. Cihan’dan etkilendiği, ona karşı olan bakışlarından ve yüzünün
kızarışından belli oluyordu. Elini uzattı ve ”Ben Ceyda.” dedi.
